Geçtiğimiz ay (şubat ayı) içerisinde, iş dünyasında bir saygınlık yakalamış Harvard Bussiness Review dergisinde, artık yavaş yavaş aşina olmaya başladığımız bir karşılaştırma makalesi vardı. Prof. Daniella Li ve meslektaşları, makine ile insanı; seçme ve yerleştirme karar süreçlerinde karşılaştırmışlar ve bu karşılaştırmalarda kimin lider olduğunu araştırmışlar. Bu araştırmada, bazı basit iş tanımlarında insanların göremediklerini makinelerin gördüğünü ve makinelerin insanlardan daha doğru karar verdiğini iddia ettiler. Yaptıkları araştırma sonucunda da junior pozisyonların seçme yerleştirme süreçlerinde yöneticiler ile makinelerin başarı oranlarını karşılaştırdıklarında, makinelerin daha istikrarlı kararlar verdiğini gözlemlediler. Çoğu insana göre; bu akıl almaz bir düşünce olsa da, günümüz teknolojisi düşünüldüğünde, artık bu sonuçlar gayet mümkün.

İşe giriş aşamasında yapılan testler, 1950 ve 60’larda var olan şişkin aday havuzlarını eritebilmek için oldukça popülerdi. Çoğu şirketin de aday seçimlerinde, tamamen kişilik testlerine ve bu testlerin gösterdiği sonuçlara bağlı kaldığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Ancak şu an tamamen son kararların verildiği bir kaynak olarak ele alınıyor. Yeni akımda ise, big data (büyük veri) sayesinde makinelerin oluşturduğu harika testler ve formlar geliyor!

BUNLARI NASIL KULLANACAĞIZ?

Test şirketleri hazırladıkları testlerde genellikle; matematik, mantık hesaplamaları ve beceri ölçme testleri üzerinde dururlar. Bu testlerin sonuçlarını, belirledikleri kural ve algoritmalar ile değerlendirirler. Bu değerlendirmeler kapsamında (basit olarak) makine öğrenimini kullanarak en uygun adayın seçilmesini ve yerleştirilmesini sağlarlar. Ancak sorulması gereken bir soru var; test şirketleri hazırladıkları bu testlere, birebir mülakatlarda yer alan öznel sonuçları ve tecrübeleri ne kadar aktarıyorlar? Bunun için bir ağırlıklandırma var mı?

Li “Şirketler, kaynaklarını en verimli şekilde kullanarak nasıl çözümler bulabileceklerini ve günümüz teknolojileri ile bu bilgi birikimlerini nasıl birleştirebileceklerini araştırıyorlar.” diyor makalesinde.

Öyleyse Li’nin üzerinde durduğu konunun, çalışma içerisinde yer alan, cevap olabilecek bir kısmını inceleyelim. Li, bir test firmasından veri elde etti ve Mitchell Hoffman ve Lisa B. İle birlikte çözümledi. Bu çözümlerini ise yeni bir iş makalesi olan “Disrection in Hiring” de yayınladılar.

Yaptıkları testlerin sonuçlarını incelediğimizde test kararlarının işe yerleştirme aşamasında yardımcı olabileceğini görüyoruz. Ancak asıl soru; “Bu bilgiler ile ne yapılması gerekiyor?” diye soruyor Li. “Adayların bu testler uygulanarak elenme yoluyla seçildiği değişmez kurallara mı sahip olmalıyız veya Adayları seçmek için test sonuçlarını görmezden gelerek yöneticilerin sağduyularına mı izin vermeliyiz?” diye devam ediyor.

Bu gibi kararları vermek tabii ki de, görüşme mülakatlarının doğrulanabilirliğini ve adayın açık bir şekilde işe uygunluğu için kanıtlamak isteyen firmalar için cevaplanması zor bir sorudur. Bir adayın işe uygunluğuna dair test sonucunun 93 olması, o iş için uygun olduğu sonucuna varılacağı apaçıktır. Ama yönetici, test sonuçlarından aldığı puan haricinde, gerçek hayat tecrübeleri ile adayların mülakat esnasındaki tutum ve davranışlarını da merak edecektir. Ancak Li “Eğer yöneticilerin testlerin birçok noktasında istisnalar yaptığını görürseniz şaşırmayın, bunlar olasıdır. Çünkü yöneticiler bazen kendi beğendikleri kişileri başarılı gösterme konusunda istekli olabilir veya hemşerilerine denk gelmiş olabilirler.” diyerek de yöneticilerin bu testleri çoğu zaman kendilerine göre değerlendirdikleri üzerinde de durmuştur.

Li ve arkadaşları bu söz konusu durumu da test etmek için bir çalışma yaptı. Test firması tarafından planlanan, adayların testlerde yaptıkları puanlara göre yeşil, sarı ya da kırmızı olarak renk alan (En yüksek yeşil, orta sarı ve en düşük kırmızı olacak şekilde) bir bölümlendirme yapmışlardır. Daha sonra, yöneticilerin bu sonuçlar üzerinde ne kadar kural dışı davranışlar yaptığını araştırmışlardır. Sarı adayın yeşil adayın üzerinde değerlendirildiğini veya kırmızı adayın sarı adayın üzerinde değerlendirilebildiğini tespit ettiler. Sonuç olarak da ortalama olarak, adayların imtiyazlarını ve istihdam edilme kurallarını karşılaştırdılar.

Ortalamaya göre; yöneticilerin testteki zamanın yüzde yirmisini, istisnalar yaparak (test sonuçlarını değerlendirme dışı bırakarak) kararlar aldığını ya da yorumlar yaptığını göstermiştir.

Daha çok eşit durumları gözlemleyebilmek için de bir başka noktaya odaklanıp, bir sarı ve bir yeşil aday karşılaştırılmış, bunların karşılıklı olarak ilişkileri gözlemlenmiştir. Bu kapsamda bir yönetici, sarı işçi ve ardından da yeşil işçi istihdam ederek ikisi arasında hangisinin daha uzun süre işte kalacağını gözlemlemek için aynı ekipte sarı işçi amir olacak şekilde görevlendirdi. Ölçümleme sonucunda yeşil işçi amirini geçti, firmada ortalama yüzde sekiz daha uzun kaldı. Bu sonuca göre yönetici, testler üzerinde istisnalar yapmaktansa, yeşil işçiyi istihdam etmenin daha doğru olabileceği sonucuna ulaşmış oldu.

 

NEDEN İNSANLAR YANILIYOR?

Tabi bunları verilerden anlamak oldukça güçtür, yöneticiler istihdam kararlarında hatalar yapabilmektedirler. Unutulmaması gerekir ki, bu hatalar bilerek yapılmıyor. Li “Benim hissim, belki de yöneticiler, en iyi kararları kendilerinin verebileceklerine inandıkları için istisnai durumlara yer veriyorlar” diye bu durumun değerlendirmesini yapıyor. “Ama algoritma ve veri girişleri aday sonuçları hakkında daha verimli bilgiler sunabiliyor ve bu verileri kullanan sistemler doğru adayı ayırt edebiliyor iken öngörüler yapılırken bu sonuçların da kullanılması faydalı olacaktır.” diye de ekliyor.

 

TÜRKİYE’DE NE DURUMDAYIZ?

İnsan kaynakları profesyonellerinin işlerini, özellikle de seçme ve yerleştirme senaryolarını ele alırsak, Amerika’da bahsi geçen teknolojiler üzerinde durabiliriz. Avrupa’da ise buna yakın teknolojiler yok değil. Ancak akıllı sistemlerin geliştirilmesi ve büyük verilerin kullanılarak seçme-yerleştirme işlemlerini yapan akıllı sistemlerin yazılması gibi teknolojiler Amerika’da daha çok ilerlemiş durumda.

Türkiye’de sektörün öncü şirketleri incelediğinde Amerika ve Avrupa’nın 5-10 yıl gerisinde olduğumuzu görüyoruz. Türkiye’de faaliyet gösteren yazılım şirketleri genele odaklanırken, Amerika gibi yerlerde spesifik konulara odaklanılıyor. Örneğin, Türkiye’de insan kaynakları üzerine çözümler sunan bir firma, tüm insan kaynakları operasyonlarını (seçme, yerleştirme, bordro yönetimi, performans yönetimi, ücret yönetimi vb.) bir uygulamada toplarken, Amerika ve Avrupa’da özele odaklanan uygulamalar geliştiriliyor.

Seçme ve yerleştirme işlemlerinde; büyük veri analizini, bulanık mantığı, makine öğrenimini ve bulut teknolojilerini kullanan firmalar gelecek adına büyük atılımlar yapacaklardır. Var olan verileri kullanarak, akıllı sistemler ile seçme ve yerleştirme işlemleri yapan uygulamaları geliştiren şirketlerin varlığından henüz söz edemiyoruz. Türkiye’nin yerli üretime ihtiyacı var. Ancak henüz kayda değer yazılım çözümleri görebilmiş değiliz.

 

Burcu KIŞ & Ahmet KOÇYİĞİT
Miera Bilgi Teknolojileri

Finans sektörü ve daha da özel olarak bankacılık, her zaman yoğun rekabetin yaşandığı oldukça dinamik ve aktif bir sektördür. Bankalar bu yoğun rekabet ortamında rakiplerinden bir adım daha önde olabilmek için sürekli bir gelişim ve dönüşüm çabası içerisindedir. Teknolojik gelişmeler, bu yoğun rekabet ortamında bankaların farklılaşmak için kullandıkları en önemli dayanak noktalarından birisi olmuştur.  İlk ATM, ilk telefon bankacılığı, ilk internet bankacılığı, ilk mobil bankacılık uygulaması gibi ilkleri hayata geçirmek konusunda ülkemizdeki bankalar arasında kıyasıya rekabet yaşanmıştır. Günümüzde ise sadece mobil/web kanallarından hizmet veren dijital bankacılık yapıları konuşulmaya ve hatta uygulanmaya başlamıştır.

 

Bankalar, teknolojiden en üst düzeyde yararlanmaya çalışırken, teknolojiyi yönetmek konusunda hayli zorlanmışlardır. Takım elbiseli ve sert mizaçlı bankacılarla, daha rahat ve esnek çalışmayı tercih eden, kot ve t-shirt giymek isteyen teknoloji profesyonellerin birarada çalışması her zaman çok kolay olmamıştır. Bu durumu yönetmek için ülkemizdeki kimi bankalar ayrı teknoloji şirketleri kurmuşlar bir kısmı ise organizasyon hiyerarşileri içerisinde özel yapılar oluşturmaya çalışmıştır. Kimi bankalar da teknolojik altyapılarını farklı teknoloji firmalarından tedarik etmeye çalışmışlardır. Hangi yöntemle olursa olsun, her zaman teknolojiyi yönetmek bankacılık için oldukça zor ve karmaşık bir iş olmuştur.

 

Bankalar ve teknoloji arasındaki bu ilişki; son dönemde oldukça popüler olan FinTech akımıyla yepyeni bir boyut kazanmıştır. Artık teknoloji bankalar için rekabet avantajı sağlayan bir kaynak olmaktan çıkmış; teknolojik firmalar bankaların rakipleri olmaya başlamışlardır. Teknoloji firmaları; temel bankacılık fonksiyonlarını müşterilerine daha kolay ulaşılabilir şekilde ve daha ucuza sunarak bankalar için alternatif haline gelmeye başlamışlardır. Örneğin ödeme (PayPal, Square, Stripe vs.), para gönderme (TransferWise, Dwolla, Paypal vs.), kredi verme (Lending Cub, Credit Karma vs.) gibi temel bankacılık konularında artık 1 milyar dolar değerlemenin üzerine çıkmış (Union) önemli FinTech firmaları ortaya çıkmıştır. BitCoin ve farklı CryptoCurrency çalışmaları ise, yepyeni bir para sistematiği oluşturup, bankacılık dünyasını temelden sarsabilecek oluşumlara gebedir. Gerek teknolojik yetkinlikleri (bulut, mobil ve büyük veri teknolojileri gibi), gerekse kendilerine özgü çalışma kültürleriyle, FinTech firmaları müşterilere daha kullanışlı ve daha ucuz ürünler ve hizmetler sunabilmekte ve bu ürünleri çok hızlı şekilde pazar beklentilerine uygun olarak geliştirebilmekte ve günceleyebilmektedirler.

 

İlk dönemde bankaları destekleyici firmalar olacağı tahmin edilen FinTech firmalarının, artık bankalar için ciddi rakipler olduğu görülmeye başlamıştır. Önümüzdeki dönemde bankacılık gelirlerinin ciddi oranlarda azalacağı ve FinTech firmalarının daha da büyüyeceği yönünde önemli araştırma raporlarına rastlamak mümkündür. Diğer taraftan da bankalar tarafında bu akıma reaksiyon olarak yenilikçi yaklaşımlar ve çözümler de görmek mümkündür. Bankaların inovasyon ve Ar-Ge merkezleri oluşturduğunu, çeşitli yarışmalar (hackathon)  ve desteklerle yenilikçi fikirleri yakalamaya ve geliştirmeye çalıştırdıkları gözlemlemekteyiz.

 

Ülkemizde doğal olarak FinTech akımından etkilenmekte ve bu alanda birtakım çalışmalar yapılmaktadır. Örneğin Borsa İstanbul ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile finansal teknolojiler konusuna özgü tematik bir teknokent açılmıştır. Ülkemizde Paraşüt, Iyzico, Inial, mobilexpress, konutkredisi.com.tr gibi farklı FinTech firmaları da yenilikçi ürün ve hizmetleriyle büyümektedirler. Ayrıca bankalarımız da finansal teknojileri destekleme ve hızlandırma amacıyla yeni programlar oluşturmakta ve yine çeşitli yarışmalar (hackathon) yaparak yenilikçi fikirleri hayata geçirmeye çalışmaktadırlar.

 

Dr. Ersin Ünsal

Mirsis Bilgi Teknolojileri
Proje Yöneticisi

BitCoin kavramı bazen bir televizyon programında, bazen bir dergide veya internet sitesinde mutlaka karşımıza çıkmıştır. Kimileri tarafından finans dünyasında bir devrim olarak ifade edilirken; kimileri için ise güven vermeyen, kara para aklama gibi yasa dışı faaliyetlerde kullanılan sanal bir para birimi olarak değerlendirilmektedir. Hem sanal bir kavram olması hem de fiyat endeksinin çok uç değerlerde dalgalanması (4 yıl gibi kısa bir sürede önce 1 USD’lerden 1000 USD’lere çıkması ve hemen sonra 200 USD’lere düşmesihttps://blockchain.info/charts/market-price) kafaları karıştırmış ve insanların zihinlerinde farklı bakış açıları oluşturmuştur.

Peki BitCoin’e devrim gözüyle bakan insanların dayanakları nelerdir diye baktığımızda ise hikaye ilginçleşmeye başlamaktadır. İşin ekonomik boyutu farklı bir değerlendirme konusu olmakla birlikte BitCoin’in kullandığı teknoloji finans dünyasına önemli yenilikler getirmeye aday bir teknolojidir. Satoshi Nakamoto isimli kişi veya kişiler tarafından yayınlanan bir makaleyle dünyaya tanıtılan (https://bitcoin.org/bitcoin.pdf) BitCoin teknolojisi; blok zinciri (blockchain) ve dağıtık uzlaşma (distrubuted consensus) gibi iki önemli kavram üzerine kurulmuştur. Özellikle blok zinciri (block chain), tüm işlemlerin umumi bir muhasebe defterine (public ledger  – defter-i kebir) güvenli şekilde yazılmasını sağlayan yapısıyla birçok yeni finansal ürün için değerli bir altyapı sunmaktadır.

 

Şu an bir çok banka ve teknoloji firması blok zinciri teknolojisini, sanal para birimi dışında farklı ürün ve hizmetler için kullanmayı hedeflemektedir. Dünyadaki en büyük bankalarından Santander 20’nden farklı ürün/hizmet alanında blok zinciri üzerinde çalışmakta; J.P. Morgan, BBVA ve Barclay’s gibi büyük bankalar ise blok zinciri teknolojisi üzerinde çalışmak amacıyla işbirlikleri oluşturmaktadır. Kimi futuristler; blok zinciri teknolojisinin finans dünyasına olan etkisinin; internetin bilişim ve iletişim dünyasına olan etkisine benzer şekilde olacağını iddia etmektedirler.

 

Dr. Ersin Ünsal

Mirsis Bilgi Teknolojileri
Yazılım Müdürü

Miera Bilgi Teknolojileri Yazılım Müdürü Dr. Ersin Ünsal 29 Şubat Pazartesi Günü Kocaeli Üniversitesi’nde !

 

Kurumumuzun yazılım geliştirme müdürü olarak çalışmalarını sürdüren Dr. Ersin Ünsal, Kocaeli Üniversitesi’nde öğrenci ve akademisyenler ile buluşuyor. Etkinlik kapsamında inovasyon ve teknoloji yönetimi üzerine çalışmalarını ve var olan güncel teknolojileri anlatacak olan Sn. Ünsal, Miera Bilgi Teknolojileri’nin yaptığı çalışmalar hakkında da ilgilileri bilgilendirecek. Özelikle finans sektörü özelinde gerçekleşen inovasyon ve teknolojiler hakkında konuşulacak olan etkinlikte, sektörde ki trend teknolojilerin neler olduğu hakkında da katılımcılar bilgilendirilecek.

 

Bu etkinliği mutlaka ajandanıza not ediniz. Etkinlik bilgilerine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

 

Etkinlik Yeri: Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Prof. Dr. Savaş Ayberk Konferans Salonu

Etkinlik Tarihi: 29.02.2016

Etkinlik Saati: 15:00

DevOps, ülkemizde henüz yeni duyulmaya/uygulanmaya başlayan bir kavram olmakla birlikte, ortaya çıkış tarihi olarak 2009 yılında Belçika’da başlayan “Devops Days” (DevOps Günleri) etkinlikleri kabul edilebilir. Ancak DevOps’u, birden bire ortaya çıkıp hayatımıza giren bir kavram olarak değerlendirmek doğru olmaz. DevOps düşüncesinin temelinde Çevik Sistem Yönetimi (Agile System Administration), Kurumsal Sistem Yönetimi (Enterprise Systems Management) ve Çevik Altyapı (Agile Infrastructure)gibi önemli yaklaşımlar bulunmaktadır.

 

Peki nedir DevOps? En basit şekilde açıklamamak gerekirse; DevOps = Development +Operations; yani yani yazılım geliştirme ve IT operasyon birimlerinin; yazılım hizmet döngüsünün her aşamasında (analiz ve tasarımdan, kodun üretime taşınması ve üretim ortamı desteğine kadar) birlikte çalışmasıdır.

 

DevOps, yazılım geliştiriciler ve operasyoncuların bir arada çalışması olarak tarif edilse de, genel anlamda kalite kontrol ekibinden, sistem güvenlik uzmanlarına kadar uzanan geniş bir kitleyi içine alır.

 

DevOps’u anlamamız konusunda yukarıdaki tanımlar yardımcı olsa da, DevOps konusunda genel bir kafa karışıklığı olduğunu da  söylenebilir. Bunun bir nedeni olarak da, henüz DevOps’u ve alt süreçlerini detaylı olarak tarif edebilecek bir süreç seti veya bir kurumun bu konudaki yetkinliğini ölçebilecek bir olgunluk modeli  olmamasını gösterebiliriz. Ancak DevOps konusuna olan ilginin yoğunluğu, çok yakın zamanda bu alanda yeni modeller, ürünler ve süreçlerle karşılaşacağımızın önemli bir göstergesi…

 

DevOps, Gartner’ın raporlarına göre önümüzdeki dönem IT dünyasındaki en öncelikli konuların başında  gelecek. Ülkemizde de bazı büyük firmaların bu konularda eğitimler aldığını, altyapısal çalışmalar yaptığını ve süreçlerini gözden geçirdiğini biliyoruz.

 

DevOps konusuna yatırım yapmak ve bu sayede hem kalite, hem de verimlilik artışı planlayanlar için en önemli başvuru kaynaklarından birisi Cameron Haight tarafından hazırlanan, Temel DevOps Şablon ve Pratikleri çalışmasıdır. Haight, Teknoloji, Kültür, Süreç ve İnsan boyutları ışığında “Infastructure As Code”’dan “Automated Testing”’e; MVP’den (Minimum Viable Product/Process) “Continuous Monitoring”’e kadar birçok pratiği modeline dahil etmiştir.

 

DevOps, Agile (Çevik) yazılımda da olduğu gibi insanları ve süreçleri, araçlardan yeğ tutmaktadır. Diğer bir ifadeyle belirli araçları kullanmak DevOps yapmak anlamına gelmez. Hoş zaten DevOps aracı diye birşey de bahsetmek mümkün değildir. Ancak farklı araçlar (Versiyon Kontrol Aracı, Performans İzleme Aracı, Yazılım Dağıtım Aracı gibi) biraraya gelerek bir DevOps araç seti olarak kullanılabilir. Burada önemli olan araçlar değil, insanlar, prensibler ve süreçlerdir. Önemli olan hem iş birimlerini hem müşterileri memnun eden  kaliteli yazılım sistemleri ve bu sistemlerin oluştururken de verimli ve etkin çalışabilen, yaptığı işten keyif alan yazılım geliştirme ve operasyon uzmanlarıdır.

 

Son olarak da bu çalışmada gözden kaçmaması gereken bir nokta da DevOps için Türkçe karşılığının belirtilmemiş olmasıdır. DevOps kolay ifade edilen kısaltma bir terim olduğu için, Türkçe bir karşılığının belirlenmesi ve yaygınlaşması çok kolay olur mu bilinmez. DevOps’u karşılamak için “Geliştirme Operasyon(u)”, “Yazılım Operasyon(u)” ifadeleri veya belki de kısa olarak “YazOp”, “GelOp” terimleri  kullanılabilir.

 

Dr. Ersin Ünsal

Mirsis Bilgi Teknolojileri

Proje Yöneticisi